Tırmandıkça bitmeyen bu iç/dış yolculuğun öyküsü çocukluğuma dayanır. Denizlerden/dağlardan evine dönmek istemeyen yaramaz bir kızın, çocukluk düşlerine...
Hep Himalayaların olmak istedim, Tanrı'nın kendine sakladığı zirvelerin gölgesinde...
20 li yaşlardan itibaren, sırtçantamı hazırlamaya başladım: Bir gün Himalaya için... Sonra araya hayatın bavulu girdi! Ama yine de vazgeçmedim! Elimde, gündelik hayatın hantal bavulu; sırtımda sırtçantam, Himalayalar için yürüdüm Türkiye ve yakın çevresinin dağlarını... Ulaşabildiğimce, zirvelerini. O yürüyüşler, Sırtçantası ve Harita belgesellerini doğurdu. Bölük pörçük yayınlandılar memleketimin belgeselsever (!) kanallarında. Mesela, Sırtçantası... Kültür Bakanlığı Özel Ödülüne layık görüldüğü gün, yayından kaldırıldı. Ama sırtımdan sırtçantamı kimse kaldıramazdı. Her hayalkırıklığı; daha da istek ve umutla dolduruyordu içini. İş, artık gitmekteydi...

Ve bir gün, herşeye sırtımı dönüp, çantamı sırtıma attığım gibi gittim buralardan. Adımı, dilimi, tüm bildiklerimi unutana ve dağların dilinden, yeniden öğrenene dek gittim.
Gittim de, bu kez de geri gelemedim.
Tırmandıkça bitmeyen bir yolculuğun içine düştüm.

İmkansızlaştıkça, büyüleyen bir yolculuğun.
İçimden dışıma/dışımdan içime...

Hala sürüyor, ne yol bitti, ne belgesel.
Belki de hiç bitmeyecek.
Yarım bir düş gibi kalacak, en güzel yerinde uyanacağım.
Yollar gibi...

Bakalım...Bir sonraki hayat levhası hangi yöne diyecek?

İşte burası da bir yol, Himalayalara uzanan bir patika...
Yalnız gezginlerin yol arkadaşlığında!


Yayın yok.
Yayın yok.